Bugun...
13-01-2018
GÜLŞAH YILDIZ

GÜLŞAH YILDIZ

Ne güzelsin Belgrad!

Dünya üstünde yaşayan insanlar arasında Balkanları en çok seven ben olabilirim. Havası, suyu, insanı hatta az gelişmişliğine bile hayranım. Yıllar önce 2 kere Bosna’ya gitmiştim. Balkan aşkım o zaman başladı. Sanırım Balkanların 400 senelik macerasının etkisi var. Oralardan kopmamalıymışım, hep sevmeliymişim gibi bir dürtü var içten gelen, engel olamadığım. Bu sefer de kısmet Sırbistan’aymış. Bosna’yla olan gönül bağım çok ayrı tabi ama Belgrad şehir olarak Sarajevo’dan çok daha sosyal ve aktif bir şehir. Daha eğlence odaklı ve Avrupai. Eğlence mekanları, sokaklar, kafeler İstanbul’u aratmaz nitelikte. En salaş yerden en şık yere kadar çok lezzetli bir şehir. Yöresel balkan ve Sırp mutfağından hamburgercisine, falafelcisinden Meksika mutfağına kadar ne ararsanız var. İnsanlar genel olarak çok yardımsever ve bize karşı çok heyecanlılar. Mesela Belgrad’ın bohem sokağı Skadarlija’da geleneksel bir restorandaki garson kaymağı anlatırken ‘’kaymak işte sizde de var ya aynısından’’ zaten aynıyız demeye getirdi. Otel resepsiyonisti ‘’beğendiğiniz mi şehrimizi’’ diye sorduğunda ‘’evet’’ dedim özellikle insanlar. O da dedi ki ‘’biz 400 sene beraber yaşadık. Zaten hassasiyetlerimiz hissiyatlarımız benzer. Osmanlının parçasıydık ne de olsa’’ diye karşılık verdi. Çok  gurur verici ve duygulu bir andı benim için. Daha konuşmadan Türk olduğumu anlayan insanlar İstanbul’a defalarca gittiklerini çok beğendiklerini ifade ederek sohbet açmak istediler. 
Belgrad’la ilgili buruk tek bir an oldu. Sokakta ‘’cevapi’’ dedikleri milli yemeklerini yapan 50 yaş üstü teyzeye demiştim ki bunu yıllar önce Bosna’da yemiştim. İlk defa şimdi Sırp versiyonunu tadacağım. Teyze yüzünü ekşiterek olumsuz bir şeyler söyledi. ‘’Bosanski cevapi’’ , ‘’Sırpski cevapi’’ diyerek ifade etmiştim. Bu hiç hoşuna gitmedi. Bir anda yüzüne yansıdı kini. Ona göre cevapi sadece Sırpski olabilecek çok kıymetli bir yemek. Oysaki  Bosna köftesi Bosanski cevapi mala’yla arasındaki fark Bosna versiyonunun daha lezzetli olması. Ona böyle desem herhalde beni tokatlardı. Hani hep denir ya bunlar politik ve siyasi kavgalar. Halkların birbiriyle bir derdi yok. Bunun aksini gördüm. Hala bir Müslüman Slav alerjileri var. Aynı ırk aynı kan. Bir zamanların bogovil hristiyanı, yüzyıllardır Müslümanlığını kabul ettiremedi. Onların Müslüman olmasına vesile olan Türklerle bir problemleri yok ama. Bu çok ilginç. Belki de teyze yaş itibariyle milli hafızasının yarattığı öfkeyi atamıyor üzerinden. Genele vurmak doğru olmayabilir. Zaten savaş sonrası doğan nesilde bu tarz şeylerin olduğunu hiç zannetmiyorum. Bir seyyar satıcıya sordum; ‘’Sırp halkı Tito’yu sever mi’’? ‘’Yaşlılar sever, gençler sevmez’’ dedi. Bu durumu özetler nitelikte bir açıklama aslında. 
En ünlü Sırp Nikola Tesla’nın müzesinden güzel bir deney tecrübe etme fırsatım oldu. 
Elektrik işleri  en yabancı olduğum alanlardan biri olmasında rağmen müze görevlisinin açık anlatımıyla kafamda deli sorularla ayrılmadım oradan. En sonunda da florasan deneyiyle güzel bir anı eklemiş oldum. Elektriğin kablosuz iletilebileceği fikri o dönem için ne kadarda çılgınca gelmiştir kim bilir. Oysa ki Tesla havadaki iyonlar yardımıyla bunun mümkün olacağını biliyordu. Yaratılan elektrik akımının havadaki iyonlarla vücudumuza girmesi ve avuç içlerimizde yanan florasanlar şuan bu teknolojide bile hayranlık uyandırıcı. Kablosuz internet, kızılötesi, bluetooth teknolojisi vesaire.. hepsinin temelinde aslında bu prensip var. Ne büyük adamsın Tesla. Ama burada ben farklı bir noktaya değinmek istiyorum. Tesla bir Sırp ama ne Belgrad’da doğmuş ne de bu çalışmaları Sırp topraklarında tamamlamış. Doğduğu yer bile bugün Hırvatistan sınırlarında kalan bir köy olan Smiljan. Ama halkı nasıl da sahip çıkmış ona. Bence bu çok önemli bir davranış. Bizim bir tane değil onlarca kaşifimiz, mucitimiz, bilim insanımız var. Hangisinin müzesi var? Değere sahip çıkmak çok değerli. 
    Belgrad’daki en şaşırtıcı şey Sırbistan’dan ithal ünlümüz Ivana Sert’le karşılaşmaktı sanırım. Knez Mihaylova caddesinde yürürken güzel bir kadın gözüme çarptı. Bir baktım ki Ivana. Kendisi belli ki Ortodoks Christmas’ı için memleketine gelmiş. Tatilde rahatsızlık vermek olmaz. Transit geçip gittik. Hemen instagram hikayesine baktım. Dün gittiğimiz restorana gitmiş. Mihaylova’da karşılaştık zaten. Tamamdır, doğru yerlere gitmişiz dedim. Karadjarjevo caddesinin nehir kenarındaki mekanlar enfes. Ivana Sert’in gittiği yer orasıydı zaten. Sırp kızlar olağan üstü güzel diye duymuştum. Güzel bir ırk orası kesin ama Ivana Sert kesinlikle ortalamanın üzerindeymiş. Bir anda caddeyi ışıltısıyla sarınca fark ettim. Türkiye’de o kadar çok güzel kadın var ki vallahi ne yalan söyleyeyim burada o kadar fark edilmiyor. 
    Özetle Belgrad çok keyifli ve eğlenceli bir yer. 4 gün fazla fazla yeter. Yürüyerek hemen hemen her yeri gezmek mümkün. Gece hayatı oldukça kaliteli ve hareketli. Yemekleri şahane. Müzikleri çok hisli. Türkiye’ye hem coğrafi olarak hem kültür olarak çok yakın. Üstelik her şey daha uygun fiyatlı. Vizesiz olması da bonus. Ömürde bir kere görülmesi gereken bir yer olduğunu düşünüyorum. 10 üzerinden 8 le en güzel seyahatlerim arasında üst sıralara yerleşti. İkinciye gider miyim? Hayır. Çünkü aynı şeyleri yapmaya gerek yok. Bir sonraki balkan hakkımı Hırvatistan’dan yana kullanmak isterim. Yugoslavya’yı tamamlamaya kararlıyım. Balkanlar çok güzelsin. Belgrad çok güzelsin!

 

Bu makale 165 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer
Sosyal Medya

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ