Bugun...
17-04-2018
SONNUR ADA

SONNUR ADA

Kendi çocuğumu tanıyor muyum?

-Bilseydim büyümezdim…

-Sanki sana mı sordular…

-Niye öyle diyorsun, Dilek gibi safa yaparım. Anneme hiçbir şey söylemem başımda ağrımaz.

-Ne olmuş Dilek’e?

-Görmüyor musun, ne isterse yaptırıyor ailesine. Annemi bile ikna ediyor.

-Biliyorum ama onun durumu da zor, bir gün başı derde girse evdekilerin ruhu bile duymaz. 

-Olsun benim gibi hiçbir şey yapmasına izin verilmemesinden daha iyidir.

Metroda yaşları 17 -18 yaşlarında iki genç. Birinin sıkıntısı kendini olduğu gibi göstererek büyüme aşamalarını yanındaki yetişkinlerle yaşamak: “Ben ne var ne yok anlatıyordum anneme, artık bende salağa yatacağım…” 

Kızımız açık olmanın, dürüst olmanın bedelini yaşadığını söylüyor arkadaşına. Arkadaşı, “ kızım senin sıkıntın söylenecek şeyle söylenmeyecek şeyi ayıramamak” diyor.

Açıklığı, dürüst olmayı bedel ödenen bir durum olarak gördüklerini söyleyen iki genç insan. Biri diğerine akıl verirken ailenin nabzına uygun davranmasını söylüyor. Bu öneri aslında olduğumuzdan farklı görünmeyi öğrenmeye başlamak. Aile içi iletişimin barındırdığı güven, koşulsuzluk, konfor sevgi gibi beslenme alanlarımızda ki yoksullaşmaya da sebep olan bir şey.

Oysa aile içindeki iletişim sürekliliği ve sağlığı için yargılanma koşul ve beklentiden uzak olmalıyız. 

Gençler kızgınlık, kırgınlık ve hayal kırıklığını yansıtırken umutlarını da arada bir göstererek yol boyu sohbet ettiler.

Ben durakta inip yürürken aklımdan geçenler şunlardı: Biz yetişkinler çocuklarımıza karşı sevgi ve memnuniyetimizi ne kadar paylaşıyoruz?  Aynı fikirde olmadığımızda yaklaşımımız nasıl?  

Ebeveynler olarak büyümelerine eşlik ederken olgunlaşma süreçlerinde ihtiyaçları olan alanı tanıyor muyuz? Anne- baba olarak onların üzerindeki etkilerimizin farkında mıyız?

Kendi kurallarımızın eskiyen, işe yaramayan ve yoran taraflarını dikkate alabiliyor muyuz? Değişimin yaşam boyu öğrenmenin yasası olduğunu hatırlıyor muyuz?

Onaylarken kendimizi mi ölçü alıyoruz yoksa çocuklarımızın duygu, düşüncelerini ve yaşlarıyla olan değişimlerine mi dikkat ediyoruz?

Eleştiriye, çocuklarımızı anlama duygu ve düşüncelerini görebilme sürecinden geçtikten sonra mı ulaşıyoruz?

Eğitim kurumunda 13 yaş gurubu ile bir aradayız. Sınıfa girdikten yirmi dakika sonra yirmi çocuğun tamamı olmak istedikleri meslekler, gitmek istedikleri üniversiteleri paylaşmıştı. İçlerinden bir kaçı özellikle dikkat çekecek şekilde belirsizlik içindeydi.

Yarım saatlik sohbetten sonra, soru sormak isteyenler ellerini kaldırdı. İçlerinden biri, “Hocam ben aileme ressam olmak istediğimi nasıl söylemeliyim?” diye sordu. Oysa biraz önce doktor olmak istiyordu. Bir diğeri parmağını kaldırdı ve, “Hocam ben çok hayalperestmişim. Ne yapmam gerekiyor?” diye sordu; sanki ben vebalıymışım der gibi.

Çocuklarımıza yasaklar koyarak onlara yabancılaşmayalım, onları yönlendirmeyle kendi keşiflerinden uzaklaştırmayalım.

Anlama ve anlaşılmanın kuracağı köprülerle birbirimize ulaşmak dileğiyle.

İLETİŞİM UZMANI:adasonnur@yahoo.co.uk

Bu makale 720 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer
Sosyal Medya

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ